20 Ekim 2011 Perşembe

To Assist or not To Assist

Maçın özelinde çok iyi şeyler söylemek mümkün değil. Ama Galatasaray mağlubiyeti üzerine gelen bu mağlubiyeti     de şok şok şok diye karşılamak için biraz hayalperest olmak lazım. Bu yavaş başlangıç geçen hafta yazdığım yazıda da belirttiğim üzere anlaşılabilir ve telafisi olan bir durum. Ondan yandık bittik edebiyatı yapıp, Oğuz gitsin Kaya gitsin, Koç gitsin, Curtis gitsin demektense geçen sene yaptığımız iyi şeyleri hatırlatmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum. Sonuçta biz geçen seneden biliyoruz ki bu takım her takımı hem içeride hem de dışarıda yenebilecek potansiyele sahip. Buna ek olarak oyuncu kalitesi de geçen senenin üstünde. Geçen seneden daha kalitesiz gibi gözükmelerinin sebebi oyuncu kumaşları değil form ve ritim durumları.

Geçen sene neyi iyi yapıyorduk bu sene neyi iyi yapmıyoruz.

Öncelikle savunmadan başlamak lazım. Bu takımın bize geçen sene öğrettiği en önemli şey maç boyunca bir çeyrekte 18 sayı üzerinde yemenin normal olduğu ancak bunun bir maçta bir çeyrekten fazla olmaması gerektiğiydi. Basketbol belki genel olarak böyle rakamlara sıkışmış bir hedefle sahaya çıkamayacağınız kadar farklı dinamikleri olan bir oyun ancak konuyu  Fenerbahçe'nin özeline indirgediğimizde olmazsa olmazlarından. 2.çeyrekte yenen 22 ve 3. çeyrekte yenen 19 sayı maç sonu için önemli sinyaller veriyordu. Nitekim Prigioni'nin yaptığı asistler bizim savunmanın aslında ne kadar da muhallebi kıvamında olduğunu gözümüze tekrar tekrar soktu. Burada koçu eleştirebileceğimiz  noktaların başında Oğuz - Vidmar rotasyonunu iyi becerememesini söyleyebiliriz. Kısa savunmamız hala geçen senenin altında da olsa yine de bu maçlar için idare edecek seviyenin çok uzağında değil. Ancak Oğuz ve Kaya'nın leyla faslından bir türlü geçememesi büyük sıkıntı yaratıyor. Koç; Galatasaray maçında olduğu gibi bu maçta da Vidmar'ı az kullandı. Bunun koçtan mı yoksa oyuncunun fiziksel durumundan mı kaynaklandığı bilmiyoruz ancak eğer bu koçun kararı ise sıkıntı var demektir. Geçen sene beğenmedimiz Lavrinoviç'i bile arar durumdayız, hele CSKA'nın Zalgris maçını izledikten sonra biraz da sitem ederek.

Gelelim geçen seneden bu seneye fark  eden, canımızı en çok sıkan başımızı en çok ağrıtan ve başlıkta belirttiğimiz olaya. Hücumdaki temposuzluk, formsuzluk ve bu ikisinin getirdiği "asistsizlik". Geçen sene Euroleague'de oynadığımız 16 maçta attığımız 456 basketin 235'inde asist yapmıştık. Bu da yaklaşık her 2 basketten biri demek. Dün akşam ise 23 baskette sadece 5 asistimiz vardı. Ki çeyreklere böldüğümüz zaman durum daha da sıkıntılı bir hal alıyor. 3 asist yaptığımız ilk çeyreği bir kenara  bırakıp tabloyu incelediğimiz de 2. çeyrek hiç asist yapmadığımızı görüyoruz. 21. dakikada gelen Ukic'in asistinden sonra maçın sonuna kadar yaptığımız tek asist ise 38. dakikada Oğuz Savaş'tan geldi. Bu zaten başlı başına sıkıntının ne olduğunu çok net gösteriyor. Bu takımın ana rotasyonu şu an için dün sahaya adım atan 10 kişiden oluşuyor. Bu 10 kişiden dördü yeni (biri  Kaya). Bu adamların biraz zamana ihtiyacı var. Oyuncu profillerinde büyük bir değişim yaşanmamışken, koç ve strateji aynı kalmışken geçen sene on beşe yakın olan asist ortalamasının bu maçta bu kadar sınırlı kalmasının sebebi demin de dediğim üzere uyumsuzluktur. Zamanı gelince Curtis yine penetre edecektir, Sefo yine hızlı hücumu smaçla  bitirecektir, Bogdanovic yine 15 üstü sayılara imza atacaktır. Kaya için bir şey söyleyemeyeceğim 2 sene evvel 2 elini kullanıyordu, geçen sene teke indi bu sene o elden de vazgeçip emekliye ayrılırsa hepimiz için en hayırlısı olur.

Ve değişen en önemli diğer unsur. "Taraftar!". Ben bazı şeyleri anlamakta ciddi güçlük çekiyorum. Bu takımın böylesine kritik bir maçta dolu tribünlere oynamamasına cidden bir açıklama getiremiyorum. Forumlarda, bloglarda takıma sallayan, fikir veren her 5 kişiden 1'i maça gelse. O salon dolardı. Yazık ki ne yazık. Şunun şurasında Abdi İpekçi'de gidilecek ya 3 maç var ya 5 maç. Taraftar olarak bazı şeyleri mükemmel yaparken, bazı şeylerde böyle çuvallamamız üzüntü verici.

Bu takımın haftaya Olympiakos deplasmanından galibiyet çıkaracak gücü var. Haftaya kazanırız ve bu mağlubiyeti çok uzatmadan kompanse etmiş oluruz. Yok o da olmazsa Aydın  Örs gönderildi diye salona gelmeyen taraftar yeni bir "gelmeme bahanesi" bulmak için can çekişir.

4 comments:

  1. hıncallaşma düzgün yaz..
    son yorumum neden yayınlanmadı?

    YanıtlaSil
  2. yeni bakıyorum maillere sakin

    YanıtlaSil
  3. öncelikle teşekkür ederim..

    4-5-6 olmamış demiştim.. öteki taraftan yorumumu sildim buraya taşımak dağa doru..

    olmamış işte.. bu yedek guard curtis midir kurtis midir neyse işte onla bu iş yürümez.. geçen sezon başındaki yedek guard bile bundan daha iyidi.. maçın sonunda saçma sapan 3 üçlük gönderdik.. ikisi girdi.. olay bu mu yani.. biz onu oyun kursun diye aldık..

    furkan'ı almak sorun değil ama pota altındaki elemanları toplasak 1.5 adam etmez.. neden lavrinoviç'i gönderdik ozaman.. gist falan uçan kaçan adamlarla bu iş olmaz.. zaten öküz gibi potaya basan adamları hiç sevmem. lan yavaşça bırak işte potayı kırmanın anlamı yok.rakibi mi korkutacaksın böyle yaparak..

    koça gelirsek.. olamıyor.. neden ukiçi son çeyrekte o kadar kenarda oturrttu.. bu kurtis denen adamı falanda o getirtti.. ben her zaman avrupalı guardlardan yanayım.. bu takım demirel'i neden aldı.. amaç lig ise ligde ona gerek kalmadan zaten maçları kazanırız.. amaç avrupa ise avrupada zaten oynamaya kapasitesi yetmez.. sonra vidmar neden girmedi oyuna.. saçma sapan bir takım olmuşuz.. sikolaja mı nedir.. ne iş yani.. 2 ay sonra gidecek.. ne gerek vardı.. onun yerine sezon sonuna kadar kalacak bir adama ihtiyaç var.. ayrıca bu takımın 2 numaraya ihtiyaçı var.. bu kadar net..

    hem kaya dan ne bekliyoruz biz yada oğuz dan.. ne iş yapar bu adamlar.. bence ancak 10. ve 11. adam olurlar.. 12 adam sa genç bir oyuncu olur...

    takım kötü böyle gitmez.. bence el atmak lazım..

    YanıtlaSil